Hoş geldin! O bu bloğa yeni taşındı. Burası diğerine göre
daha oturaklı bir yermiş diyor. Hem eskisinin çoğu şeyi gizlenmişti. Bilirsin
işte geçmişiyle yüzleşemeyen bir insanın bloğuydu. Bu ise biraz daha farklı,
daha orijinal ve söylemem gerek ki daha saydam. Ve sanki biraz daha oturmuş bir
karaktere sahip olduğunu düşünen birine ait (bak oturmuş bir karaktere sahip
olduğunu düşünen diyorum, oturmuş olduğunu sanan bir karaktere sahip olabilir,
dikkat!). Ama yukarı kısımda ne amaçla buranın kurulduğu yazıyor ve o amacın
ışığında ilerleyen biri olacağına emin olmanı istiyorum. Buraya en az haftada bir yazmayı planlıyor. Offf.. blog
mu? Çok demode.. Youtube falan olsa iyiydi diyenler olabilir ama şuan için buna
cesaret edebilen birisi.Bakalım bu cesaretinin bizlere ne faydası olacak?...
Düşünsene herkes gibisin, yaşadığın farklı bir hayat yok ama
sen yaşadıklarından çıkardıklarını (sanki çok farklılar!) buraya yazmayı
planlıyorsun. Bu adamın neler hissettiğini inan bilemiyorum, sanki kendi
düşüncelerinin diğer herkesten farklı sanan bir dallamaya benziyor ama neyse ön
yargılı olmayacağım, ne diyor onu okuyacağım. Değerlendirmelerini yapar ve
infazımı öyle veririm.
Sanırım bahsetmek istediği şeylerin ana temalarını
biliyorum. Varoluş, ölüm, sanat, din, psikoloji, insanlar yani kısacası siyaset
ve uzay matematiği hariç her konudan dem vuracak. Bilmediği ve üzerinde düşünmediği şeyler
hakkında yorum yapmak istemediğini de biliyorum çünkü daha önceki bloğunda
böyle şeyleri yaptığına bizzat şahit oldum ve kendini oldukça salak
hissetmişti. Doğal olarak salak hissetmemek için bundan uzak duracaktır seni
temin ediyorum.
Kullandığı sosyal mecralardan buraya bir şeyler yazdığını ve
senin girip onun bu düşüncelerine şahit olmanı isteyecektir ve zaten buraya
kadar okuduysan o şuan istediğine ulaşmış oldu. Ya merak etmeyip okumasaydın ne
olacaktı? Kendi varlığına karşı bir yokluk mu hissedecekti? Hayır! Çünkü bu
hissi daha önceden farklı dallarda yaşadı ve ona direnç geliştirdi, adam bu
hisse bağışıklık sağladı. Eski bloğunda yazı yazıyor ve bir ay sonra
istatistiklere bakıyordu. Ne mi görüyordu ‘’ 0 kişi okudu’’. Beste yapıyor ve
Youtube kanalına yüklüyordu sonra ‘’10 görüntülenme’’ görüyordu. Emin ol 10 görüntülenmenin tek
sahibi o oluyordu çünkü kaç kişi dinledi merakıyla sayfayı yenilemesiyle
izleyici sayısını kendi kendine yükseltebildiğinin farkında değildi. En acısı
bunu fark ettiği zamandı. Düşünsene dinlendiğini düşünüyorsun ama aslında seni
dinleyen kişinin sadece sen olduğunu fark ediyorsun. Bu tiplere acımıyor
değilim…
Her neyse ki adamımız bu yoldan çıkmış ve şunu diyor ‘’En
azından yarın bir gün ölürsem illa ki birilerinin meraktan girip okuyacağı,
dinleyeceği bir yer inşa edeyim’’. Ölse dahi bir varoluş peşinde olan bir tip,
sanırım şu dünyaya kazık çakma kaygısını güden tayfadan birisi. Tamamdır kabul
ediyorum kazık çaksın ama umarım çaktığı kazığın sana ve bana bir yararı
dokunur. Böyle diyorum çünkü dünyaya kazık çakan çoğu insanın kazıkları bir
fidan gibi büyüdü ve bizlerin dar ağacı oldu. Umarım bu adamın kazığına yarın
asılacak birileri olmayız…
Benden bu kadar. Bu arada ben onun kişisel asistanı veya
menajeri filan değilim. Kendisi üşendiği için bu ilk hoş geldin tebliğini bana
yazdırmak istedi. Diğer yazıda bizzat kendisiyle görüşeceksiniz. Size son kez
bir tavsiye vereceksem ki vereyim ‘’Bu adamın dediklerini sorgulayın ve onu
gözünüzde yüceltip filozofa dönüştürmeyin, unutmayın ki o sizler gibi bir insan
ve sizler gibi ölüp bir çukura gömülecek ve de emin olun ki bu kez eskisi kadar
mütevaziler efendisi olmayacak’’
Hop! Ben kaçtım!.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder