Translate

30 Kasım 2019 Cumartesi

‘’Bir fahişeyle rıhtımda muhabbet’’


Konferans sırasında apolitik sanatçıların gerçek sanatçılar olmadıklarını söylüyorlar. Apolitik bir sanatçının muhalif olamayacağını dolaylıysa apolitikliğin korkaklık olduğunun altını çiziyorlar. Salon alkışlarla yankılanıyor ve apolitik olduğunu ileri süren sanatçıların gözlerine bakıyor kalabalık. Onları korkaklıkla itham eden  gözleri bir zaman sonra dışlayıcı göz devirmeler sergiliyor.

Sahneye konuşmak için çıkan apolitik bir sanatçı olursa  gözler ona hiç yanaşmıyor. Onu görmezden gelerek yok ediyorlar. Apolitik karşıtı söylemler söylenmeden, hedef gösterilmeden önce kendini apolitik olarak ilan eden bir takım sanatçı dahi onu görmezden geliyor. Salondaki her bir sanatçı politikleşmekten kendini alıkoyamıyor. O gözler yani toplumun gözü, sanatçının olgunlaşmamış özünü elinden alıyor. 

Bu konferansı sona erdiğinde artık politikleşmiş bir sanatçı kitlesi kapılardan dışarı çıkıyor, tek bir apolitik sanatçı hariç.  Geldiği gibi giden bir tek o oluyor. Politik olan ve daha yeni politikleşen sanatçılar çıkışta birbirlerine sarılıyorlar, bu görüntü sanki daha yeni bitmiş bir vaftiz törenini akıllara getiriyor. Kimse tek başına apolitik olarak kalan sanatçıyı görmek istemiyor ve kendilerince onun sanatçı unvanını yakıp, dumanlarını göğüslerine çekip kibirlice üflüyorlar.

Apolitik sanatçının kafasında bir sürü soru var. Politik olmak ne anlama geliyor? Muhalif olan politik olmak zorunda mıdır? Bu sorulara hiçbir cevap bulamayacağını, kalabalık için yok sayıldığında anlıyor.
Yola çıkıyor, rutubet kokan sokakların içine dalıyor, şarapçıların sızdığı ürkünç bina aralarından geçiyor sonunda rıhtıma ulaşıp bir fahişeye soruyor. Politikleşmek zorunda mıyım?
Fahişe bu soruyu ilk önce duymamış gibi davranıyor çünkü son müşterisinin ona eksik para verdiği fark ediyor. Biraz öfkeleniyor, bunu suratına baktığında anlıyoruz. Sonra apolitik sanatçıya dönüp: ‘’Politikleşmezsen, bir tarafın savunucusu olmazsan, birilerinin fikirleri uğruna ölmezsen ne kimse seni savunur ne de uğruna olur benim canım.’’ diyor. Apolitik sanatçı düşündü ve fahişenin baktığı yöne doğru kafasını çevirdi. Sonra ona şunları dedi: ‘’ Peki bu ne kadar doğru? Sırf yalnız kalmamak için bir başkasının inşa ettiği fikri neden savunmalı ki insan.’’. Fahişe bu sorununda cevabını verdiğini ama bu adamın pek bir bok anlamak istemediğini düşündü. Fahişe adamın gözlerine odaklanarak şu soruyu sordu: ‘’Bu mu gerçekten merak ettiğin şey? Politik veya apolitik olmanın ne anlama geldiğimi? Böylesine bir dünyanın içinde buna mı kafa yoruyorsun?’’. Apolitik sanatçı bu soruya ne cevap vermesi gerektiğini bilemedi. Fahişe çantasından sigarası paketini çıkardı, o esnada açılmamış üç beş kondom yere düştü. Fahişe eğilerek onları geri aldı ve sigara paketinden iki sigara çıkardı. Birisini apolitik sanatçıya uzatıp yaktı sonra kendisininkini yaktı. Fahişe ekledi:’’ Seni tanıyorum hatta bir kitabını arkadaşımın evinde gördüm. Şöylesine bir göz gezdirdim. Senin bizden daha farklı olmaya çabaladığını gördüm. Neymiş efendim şarapçıların kederi, kenara itilmiş hayatlar… Doğruyu söyle buraya bana bir şey sormak için gelmedin, sadece bir fahişeyi yeni bir kitabın ana teması kılmaya geldin.  Hatta ‘’Bir fahişeyle rıhtımda muhabbet’’ adlı bir kitap olabilir.  Apolitik sanatçı konunun tam olarak nereye doğru gittiğini anlayamadı ama fahişe haklıydı, yazacağı kitap hakkında harika konulardı bunlar. Hatta yere düşen o üç beş kondom adeta harika bir hikayenin ilhamıydı. Apolitik sanatçının bedeni buradaydı fakat düşler aleminde kitabının taslağını yaptığı çok belliydi. Fahişe içten içe kırıldı. Yok edilmişti.  Oysa kendine doğru yaklaşan bu sanatçıyı fark ettiğinde içinde farklı bir his uyanmıştı. Belliydi onun seks için gelmediği. Hem o sanatçıydı yani hislerle banyo yapan biriydi, belki onun hislerini o anlayabilirdi diye umut etmişti. Hayatının sanatçı için bir ürün olacağını düşünememişti.

Aylar sonra tüm kitapçılarda rekor bir satışa imza attı ‘’Bir fahişeyle rıhtımda muhabbet’’ kitabı. Politik olan sanatçılar dahi gizli gizli okudular kitabı. Kitap dört ay boyunca en çok satanlar kategorisinden inmedi.  Bir sanatçının hayatın en diplerindeki kişilere ulaşılması övgülerle anlatıldı. Hatta KPSS sınavının Türkçe sorularından bir tanesinin paragrafında  dahi yer buldu. 

Fahişeye gelecek olursak kitabın reklamlarını koskoca afişlerde gördü. Kitabı aldı ve okudu. Evet bahsedilen fahişe oydu ve evet çok fazla kurgusallaştırılmıştı gerçekler. Fahişenin orada yaptığı konuşmaların içine yazarın hisleri de eklenmişti. Aslında yazar sanıldığı aksine hayatın derinlerinden bir şeyler çıkarmamıştı. Görmek istenileni, göstermek istediğini yazmıştı apolitik sanatçı. Bu kitapta fahişenin duygularına ve düşüncelerine yer verilmemişti.  

Kitap çıktıktan üç ay sonra fahişe iki maganda tarafından öldürülmüştü. Cesedi bir ormanlıkta bulundu. Otopsi raporlarına göre öldükten sonra dahi tecavüze uğramıştı. Kimse o kitabın kahramanını merak dahi etmedi. Olay yerini incelemeye gelen polislerden biri oysa bu kitabın hayranlarındandı. Bilseydi bu kadının o fahişe olduğunu gözü belki açılacaktı ama artık bir önemi kalmamıştı.
Fahişe kelimesi bu gibi sanatçılarla edebi bir anlam kazanıyordu. Hatta seks işçisi, hayat kadını diyen entelektüel birikime sahip insanlar dahi fahişe kelimesini tatlı bulmuşlardı.

Sanatçılar, evet apolitik veya politik olanlar. Bazen onların gözünde her şey bir üründür. Aşklar,dostluklar, gece yarısı uyanmalar. Belki en kötü ızdıraplar.  Bu sanatçının en temel özelliğidir. Onun var olma gücüdür. Fakat var olmak için her şeyi ürünselleştirmenin de bir tehlikesi vardır. Her şeyi, herkesi ve kendini de ürünleştirmeye başlar.  Sonunda gerçeklikten sapar ve yapay bir dünyaya hapis olur. Duyarlılığını yitirir, duygularını köreltir ve durmadan üretim yapan bir makineden başka bir şeye benzemez. İlham almaz, üretmeye odaklı bir yapay zeka gibi davranır. 
Fakat bu yapaylaşmış sanatçının derisinin altında var olan çeliği, kabloları çok az kimseler görür. Toplum onun bu üretimine hayrandır. Ne verirse versin toplum için göz bebeğidir. Hatta işin sırrını çözmüş bazı kimseler, şirketlerinde yapay sanatçılar üreterek topluma serpiştirirler. Ne gündemse, ne ilgi çekiciyse onu üretmesi için yazılımına kodlar yazarlar. Toplum onlara da hayrandır ve çok az bir kimse dışında, toplum önüne sunulana her zaman hayran kalacak, yetmeyecek onu önce ilahlaştıracak sonra onu sakız gibi çiğneyecek, en sonunda tükürecektir. Ta ki toplumun yiyemeyeceği, tüketemeyeceği üreten değil, yaratan bir sanatçı ortaya çıkana kadar. Son.   

15 Eylül 2019 Pazar

Hoş Geldin


Hoş geldin! O bu bloğa yeni taşındı. Burası diğerine göre daha oturaklı bir yermiş diyor. Hem eskisinin çoğu şeyi gizlenmişti. Bilirsin işte geçmişiyle yüzleşemeyen bir insanın bloğuydu. Bu ise biraz daha farklı, daha orijinal ve söylemem gerek ki daha saydam. Ve sanki biraz daha oturmuş bir karaktere sahip olduğunu düşünen birine ait (bak oturmuş bir karaktere sahip olduğunu düşünen diyorum, oturmuş olduğunu sanan bir karaktere sahip olabilir, dikkat!). Ama yukarı kısımda ne amaçla buranın kurulduğu yazıyor ve o amacın ışığında ilerleyen biri olacağına emin olmanı istiyorum. Buraya en az  haftada bir yazmayı planlıyor. Offf.. blog mu? Çok demode.. Youtube falan olsa iyiydi diyenler olabilir ama şuan için buna cesaret edebilen birisi.Bakalım bu cesaretinin bizlere ne faydası olacak?...

Düşünsene herkes gibisin, yaşadığın farklı bir hayat yok ama sen yaşadıklarından çıkardıklarını (sanki çok farklılar!) buraya yazmayı planlıyorsun. Bu adamın neler hissettiğini inan bilemiyorum, sanki kendi düşüncelerinin diğer herkesten farklı sanan bir dallamaya benziyor ama neyse ön yargılı olmayacağım, ne diyor onu okuyacağım. Değerlendirmelerini yapar ve infazımı öyle veririm.

Sanırım bahsetmek istediği şeylerin ana temalarını biliyorum. Varoluş, ölüm, sanat, din, psikoloji, insanlar yani kısacası siyaset ve uzay matematiği hariç her konudan dem vuracak.  Bilmediği ve üzerinde düşünmediği şeyler hakkında yorum yapmak istemediğini de biliyorum çünkü daha önceki bloğunda böyle şeyleri yaptığına bizzat şahit oldum ve kendini oldukça salak hissetmişti. Doğal olarak salak hissetmemek için bundan uzak duracaktır seni temin ediyorum.

Kullandığı sosyal mecralardan buraya bir şeyler yazdığını ve senin girip onun bu düşüncelerine şahit olmanı isteyecektir ve zaten buraya kadar okuduysan o şuan istediğine ulaşmış oldu. Ya merak etmeyip okumasaydın ne olacaktı? Kendi varlığına karşı bir yokluk mu hissedecekti? Hayır! Çünkü bu hissi daha önceden farklı dallarda yaşadı ve ona direnç geliştirdi, adam bu hisse bağışıklık sağladı. Eski bloğunda yazı yazıyor ve bir ay sonra istatistiklere bakıyordu. Ne mi görüyordu ‘’ 0 kişi okudu’’. Beste yapıyor ve Youtube kanalına yüklüyordu sonra ‘’10 görüntülenme’’  görüyordu. Emin ol 10 görüntülenmenin tek sahibi o oluyordu çünkü kaç kişi dinledi merakıyla sayfayı yenilemesiyle izleyici sayısını kendi kendine yükseltebildiğinin farkında değildi. En acısı bunu fark ettiği zamandı. Düşünsene dinlendiğini düşünüyorsun ama aslında seni dinleyen kişinin sadece sen olduğunu fark ediyorsun. Bu tiplere acımıyor değilim…

Her neyse ki adamımız bu yoldan çıkmış ve şunu diyor ‘’En azından yarın bir gün ölürsem illa ki birilerinin meraktan girip okuyacağı, dinleyeceği bir yer inşa edeyim’’. Ölse dahi bir varoluş peşinde olan bir tip, sanırım şu dünyaya kazık çakma kaygısını güden tayfadan birisi. Tamamdır kabul ediyorum kazık çaksın ama umarım çaktığı kazığın sana ve bana bir yararı dokunur. Böyle diyorum çünkü dünyaya kazık çakan çoğu insanın kazıkları bir fidan gibi büyüdü ve bizlerin dar ağacı oldu. Umarım bu adamın kazığına yarın asılacak birileri olmayız…

Benden bu kadar. Bu arada ben onun kişisel asistanı veya menajeri filan değilim. Kendisi üşendiği için bu ilk hoş geldin tebliğini bana yazdırmak istedi. Diğer yazıda bizzat kendisiyle görüşeceksiniz. Size son kez bir tavsiye vereceksem ki vereyim ‘’Bu adamın dediklerini sorgulayın ve onu gözünüzde yüceltip filozofa dönüştürmeyin, unutmayın ki o sizler gibi bir insan ve sizler gibi ölüp bir çukura gömülecek ve de emin olun ki bu kez eskisi kadar mütevaziler efendisi olmayacak’’
Hop! Ben kaçtım!.