Konferans sırasında apolitik sanatçıların gerçek sanatçılar olmadıklarını söylüyorlar. Apolitik
bir sanatçının muhalif olamayacağını dolaylıysa apolitikliğin korkaklık
olduğunun altını çiziyorlar. Salon alkışlarla yankılanıyor ve apolitik olduğunu
ileri süren sanatçıların gözlerine bakıyor kalabalık. Onları korkaklıkla itham
eden gözleri bir zaman sonra dışlayıcı göz devirmeler sergiliyor.
Sahneye konuşmak için çıkan apolitik bir sanatçı olursa gözler ona hiç yanaşmıyor. Onu görmezden gelerek yok ediyorlar. Apolitik karşıtı söylemler söylenmeden, hedef gösterilmeden önce kendini apolitik olarak ilan eden bir takım
sanatçı dahi onu görmezden geliyor. Salondaki her bir sanatçı politikleşmekten kendini alıkoyamıyor. O gözler yani toplumun gözü, sanatçının olgunlaşmamış
özünü elinden alıyor.
Bu konferansı sona erdiğinde artık politikleşmiş bir sanatçı
kitlesi kapılardan dışarı çıkıyor, tek bir apolitik sanatçı hariç. Geldiği gibi giden bir tek o oluyor. Politik
olan ve daha yeni politikleşen sanatçılar çıkışta birbirlerine sarılıyorlar, bu
görüntü sanki daha yeni bitmiş bir vaftiz törenini akıllara getiriyor. Kimse
tek başına apolitik olarak kalan sanatçıyı görmek istemiyor ve kendilerince
onun sanatçı unvanını yakıp, dumanlarını göğüslerine çekip kibirlice üflüyorlar.
Apolitik sanatçının kafasında bir sürü soru var. Politik
olmak ne anlama geliyor? Muhalif olan politik olmak zorunda mıdır? Bu sorulara
hiçbir cevap bulamayacağını, kalabalık için yok sayıldığında anlıyor.
Yola çıkıyor, rutubet kokan sokakların içine
dalıyor, şarapçıların sızdığı ürkünç bina aralarından geçiyor sonunda rıhtıma
ulaşıp bir fahişeye soruyor. Politikleşmek zorunda mıyım?
Fahişe bu soruyu ilk önce duymamış gibi davranıyor çünkü son
müşterisinin ona eksik para verdiği fark ediyor. Biraz öfkeleniyor, bunu
suratına baktığında anlıyoruz. Sonra apolitik sanatçıya dönüp:
‘’Politikleşmezsen, bir tarafın savunucusu olmazsan, birilerinin fikirleri
uğruna ölmezsen ne kimse seni savunur ne de uğruna olur benim canım.’’ diyor.
Apolitik sanatçı düşündü ve fahişenin baktığı yöne doğru kafasını çevirdi.
Sonra ona şunları dedi: ‘’ Peki bu ne kadar doğru? Sırf yalnız kalmamak için
bir başkasının inşa ettiği fikri neden savunmalı ki insan.’’. Fahişe bu
sorununda cevabını verdiğini ama bu adamın pek bir bok anlamak istemediğini
düşündü. Fahişe adamın gözlerine odaklanarak şu soruyu sordu: ‘’Bu mu gerçekten
merak ettiğin şey? Politik veya apolitik olmanın ne anlama geldiğimi? Böylesine
bir dünyanın içinde buna mı kafa yoruyorsun?’’. Apolitik sanatçı bu soruya ne
cevap vermesi gerektiğini bilemedi. Fahişe çantasından sigarası paketini
çıkardı, o esnada açılmamış üç beş kondom yere düştü. Fahişe eğilerek onları
geri aldı ve sigara paketinden iki sigara çıkardı. Birisini apolitik sanatçıya
uzatıp yaktı sonra kendisininkini yaktı. Fahişe ekledi:’’ Seni tanıyorum hatta
bir kitabını arkadaşımın evinde gördüm. Şöylesine bir göz gezdirdim. Senin
bizden daha farklı olmaya çabaladığını gördüm. Neymiş efendim şarapçıların
kederi, kenara itilmiş hayatlar… Doğruyu söyle buraya bana bir şey sormak için
gelmedin, sadece bir fahişeyi yeni bir kitabın ana teması kılmaya geldin. Hatta ‘’Bir fahişeyle rıhtımda muhabbet’’
adlı bir kitap olabilir. Apolitik
sanatçı konunun tam olarak nereye doğru gittiğini anlayamadı ama fahişe
haklıydı, yazacağı kitap hakkında harika konulardı bunlar. Hatta yere düşen o
üç beş kondom adeta harika bir hikayenin ilhamıydı. Apolitik sanatçının bedeni
buradaydı fakat düşler aleminde kitabının taslağını yaptığı çok belliydi.
Fahişe içten içe kırıldı. Yok edilmişti.
Oysa kendine doğru yaklaşan bu sanatçıyı fark ettiğinde içinde farklı
bir his uyanmıştı. Belliydi onun seks için gelmediği. Hem o sanatçıydı yani
hislerle banyo yapan biriydi, belki onun hislerini o anlayabilirdi diye umut
etmişti. Hayatının sanatçı için bir ürün olacağını düşünememişti.
Aylar sonra tüm kitapçılarda rekor bir satışa imza attı
‘’Bir fahişeyle rıhtımda muhabbet’’ kitabı. Politik olan sanatçılar dahi gizli
gizli okudular kitabı. Kitap dört ay boyunca en çok satanlar kategorisinden
inmedi. Bir sanatçının hayatın en
diplerindeki kişilere ulaşılması övgülerle anlatıldı. Hatta KPSS sınavının
Türkçe sorularından bir tanesinin paragrafında
dahi yer buldu.
Fahişeye gelecek olursak kitabın reklamlarını koskoca
afişlerde gördü. Kitabı aldı ve okudu. Evet bahsedilen fahişe oydu ve evet çok
fazla kurgusallaştırılmıştı gerçekler. Fahişenin orada yaptığı konuşmaların
içine yazarın hisleri de eklenmişti. Aslında yazar sanıldığı aksine hayatın
derinlerinden bir şeyler çıkarmamıştı. Görmek istenileni, göstermek istediğini
yazmıştı apolitik sanatçı. Bu kitapta fahişenin duygularına ve düşüncelerine
yer verilmemişti.
Kitap çıktıktan üç ay sonra fahişe iki maganda tarafından
öldürülmüştü. Cesedi bir ormanlıkta bulundu. Otopsi raporlarına göre öldükten
sonra dahi tecavüze uğramıştı. Kimse o kitabın kahramanını merak dahi etmedi.
Olay yerini incelemeye gelen polislerden biri oysa bu kitabın hayranlarındandı.
Bilseydi bu kadının o fahişe olduğunu gözü belki açılacaktı ama artık bir önemi
kalmamıştı.
Fahişe kelimesi bu gibi sanatçılarla edebi bir anlam
kazanıyordu. Hatta seks işçisi, hayat kadını diyen entelektüel birikime sahip
insanlar dahi fahişe kelimesini tatlı bulmuşlardı.
Sanatçılar, evet apolitik veya politik olanlar. Bazen onların gözünde her şey bir üründür. Aşklar,dostluklar, gece yarısı uyanmalar. Belki en kötü ızdıraplar. Bu sanatçının en temel özelliğidir. Onun var olma gücüdür. Fakat var olmak için her şeyi ürünselleştirmenin de bir tehlikesi vardır. Her şeyi, herkesi ve kendini de ürünleştirmeye başlar. Sonunda gerçeklikten sapar ve yapay bir dünyaya hapis olur. Duyarlılığını yitirir, duygularını köreltir ve durmadan üretim yapan bir makineden başka bir şeye benzemez. İlham almaz, üretmeye odaklı bir yapay zeka gibi davranır.
Fakat bu yapaylaşmış sanatçının derisinin altında var olan
çeliği, kabloları çok az kimseler görür. Toplum onun bu üretimine hayrandır. Ne
verirse versin toplum için göz bebeğidir. Hatta işin sırrını çözmüş bazı
kimseler, şirketlerinde yapay sanatçılar üreterek topluma serpiştirirler. Ne gündemse,
ne ilgi çekiciyse onu üretmesi için yazılımına kodlar yazarlar. Toplum onlara
da hayrandır ve çok az bir kimse dışında, toplum önüne sunulana her zaman
hayran kalacak, yetmeyecek onu önce ilahlaştıracak sonra onu sakız gibi çiğneyecek,
en sonunda tükürecektir. Ta ki toplumun yiyemeyeceği, tüketemeyeceği üreten
değil, yaratan bir sanatçı ortaya çıkana kadar. Son.